Monday, June 30, 2014

Managing Transcendence in the Music Composition Process


In the beginning, maybe, music transcends the composer.  There is a piece of which score is not written black on white.  There is a piece which is not heard literally by anybody as sound.

In the beginning, the composer has a few ideas that charms him/herself or even a lucky piece order from somebody else which may dictate a form or a group of instruments to use.

The music to be, transcends the remembering ability and perceptions by any means of the composer.  He tries to catch something that he partially imagines and tries to reach the whole of it.

The transcendence of the composer by music is similar to the situation of a two year old child trying to speak his first words, phrases...  The two year old child tries to express himself and speak but he is not able to do so.  He/she solves the speech difficulty by percieving the difference between the external world and him/herself.  The development of ‘self’ helps him/her to overcome the transcendence of speech.  During this process he also develops a somewhat ’ language’ which helps him to express himself.

Similarly,  the composer begins to develop a ‘self’ for his music, beginning with the initial ideas.  As the music progresses with its first page the material used establishes a ‘self’, which tells the composer what belongs to this piece or not.

As the composition process progresses, this ‘self’, the identity of the piece gets stronger and the piece gets a personality seperate from the composer.  The composer becomes the servant of the new born music to write down what is necessary, what is beautiful.

The materials used in the first movement sets a ‘language’ which dictates many elements for the other movements and even for the other pieces that the composer will dream...

At the end, may be, music transcends the composer again.  The composer has written  a music which may set an example for other composers to pursue...

Maybe, Penderecki, Serocki and Ligeti have done this.



Ali R+ SARAL

Thursday, May 29, 2014

The Secret Hidden at the Light House - intro

The Secret Hidden at the Light House, my last work  has passed the full sketching phase.
 I am now working  on the notation and began to do retouches.  You can have a look at the first 8 bars attached to this note.

The notation is Polish (Penderecki, Serocki inter alia) mixed with classical notation.  In fact, although my work is strongly affected by the polish  and 20th cty modern school it uses classical elements in contrast.  I believe this is a post-modern approach where all style elements are used as a mixture and a new unity is formed.  A classical 3-5 chord may well stand together with a totally dissonant chord.
It all depends on the context and that is a post-modern context.


The Secret Hidden at the Light House, as a matter of navigation, is the absolute location information.
As a veteran (German) air traffic control engineer, I have always been amazed at the beacons that show the way to airplanes.  It is the same with ships and light houses.  I remember as a child, passing from one
Continent to the other in Istanbul by ship, and gazing at the light houses.  It was so embazzling.  Since  then, I wondered for many years what the secret at the light house is.

The captains of the ships and the pilots know what is hidden at the light house.  Their maps display the absolute location of the light house.  So, when the captain sees the light of the light house he understands that he is at the right track.

So, once again, what is the’ Secret  at the Light House’?  It is the ‘veritas’, the truth, the reality...

Isn’t it the truth, the reality that guides our way and helps us reach the safety of an harbor when we are faced with immense difficulties?

Ali R+ SARAL

Monday, May 26, 2014

Saadet Hoca'yı Ararken...





SAADET HOCA’YI ÖZLERKEN

Saadet İkesus Altan, Saadet Hoca Türkiye Cumhuriyetinin ilk opera sanatçılarından.  Türkiye’yi 30’lu yıllarda Almanya’da ve Avrupa’da başarı ile temsil etmiş.  Daha sonra davet üzerine Türkiye’ye geri dönmüş.  Opera sanatçısı solist olarak bir çok eserde rol almış.  Daha ileri yaşlarında Istanbul’da Opera’da hoca ve ses eğitimcisi7doktoru olarak çalışmış, opera yönetmeni olarak eserler sahneye koymuş.



Saadet Hoca ile öğrencisi sevgili Müjgan Abla, sayın Müjgan ÖZÇAY eli ile tanıştım. Hocanın daveti üzerine Moda’ya yolum düştüğünde bir çok defalar kendisini ziyaret edip çayını içtim.  Kendisini ve hoş sohbetini giderek daha çok aradığım şu sıralar bana söylemiş olduğu  bir kaç sözü sizlerle paylaşmayı uygun buluyorum.

-    Saadet Hoca’nın Almanya döneminden sanıyorum Ekrem Akurgal ile tanışıklığı vardı.  Tanıştığımız ilk sıralar arkeolojinin önemine dikkatimi çekerek “Müzik literatürünün büyük bir kısmı ‘aşk’ ‘gönül eğlencesi’ üzerinedir.  Sen de aynı şeyi yapmaktan sakın.” demiş şu kitabı hediye etmişti.


-    Estetik ile ilgili olarak: ara tonlar kullanmanın önemini belirtmişti.  Tonların katışıksız olarak ayrı ayrı ama yan yana durmasından doğan -bir çeşit Amerikan zevki denebilir- etki yerine tonların dönüşerek ve iç içe geçerek etkileşmesini tercih ettiğini söylemişti.

-    Boşluk bırakmanın önemini vurgulamıştı bir kez.  Sınırlı alanları ‘çok doldurma’ demişti.

-    Hoca, beni insanlarla ilişkilerimde mesafeli olmak konusunda uyarmıştı.  Kızdığım/kırıldığım zaman normalde ‘sen’ diye hitap ettiğim kişiye ‘siz’ ile hitap edebileceğimi söylemişti.

-    Hoca, alçak gönüllülük konusunda örnek bir kişiydi.  Çok hoştu hem alçak gönüllü hem de yeri gelince mesafeli olma becerisi ile.

-    Hoca’nın bir dersi de ‘iyilik ettiğinde kendini belli etme, saklı tut oğlum’.

-    Hoca’nın babası İstiklal savaşında şehit düşmüştü.  Şehit kızıydı.
Hoca belirli bir muhalefet çizgisine abone olmamakla birlikte gördüğü haksızlıklara da karşı çıkmaktan geri durmazdı.  Bir keresinde Cumhuriyetin ilk yıllarında, çocukluğunda Üsküdar’da bir törende bir Paşa’ya şehit kızı olarak takdim edilir.  O sırada Paşa’ya bir pasta ikram edilir.  Yokluk zamanı olduğu için yalnız Paşa’ya verilir.  Saadet Hoca Paşa’nın nasıl onca kişi önünde, ve çocuklara karşı ‘hapır hupur’ o pastayı yediğini anlatırken sanki bugün’müş gibi kızmıştı...
-    ‘Oğlum hayat kısa, başkaları senin eline yağlı boya fırçasını verip senin kendi sanatın için harcaman gereken zamanı ziyan ederler dikkatli ol’.
-    ‘Hiç bir şey seni yıldırmasın, sen çalışmana bak. Takdir ne kadar geç gelirse, o kadar çoğalır ve güçlü olur.’






Wednesday, April 2, 2014

Yapıcı eylem... Yapıcı yaklaşım...

Yapıcı eylem... Yapıcı yaklaşım. ..

Toplumun maddi, manevi, dini değerlerinin asırlar boyunca kat kat gömülü kalmış değerli yönlerini arayıp bulmak, çağdaş ve Batı değerlerine uygun biçimler içinde ifade etmek ve evrensel insani değerlerin kültürümüzde aldığı zengin yansımayı evrensel kültüre katmak.

Sunday, March 9, 2014

Eşlik etmek

Bir Klasik Türk müziği korosu ya da Türk Halk müziği korosu ezgisel-makamsal ve ritmik özellikleri ile öne çıkar.  Onlara eşlik eden sazlar veya saz grupları çoğunlukla ezgi cümlelerinin aralarında ezgiye benzer nağmelerle öne çıkarlar.  Bunun dışında, pedal sesi tutmaktan, yani koro-solistler şarkı söylerken enstrümanlar aynı sesi tekrarlamaktan öte bir eşlik söz konusu değildir.

Herhangi bir Klasik Batı Müziği konserine giderseniz, ya da bir şekilde izlerseniz,  ilk göze çarpan eşliklerin zenginliği ve katman katman oluşturdukları derinliktir.   Burada derinlikten kastım, aynı anda algılanabilen birden çok müziksel unsurdur;   örneğin aynı anda iki melodi ya da aynı anda bir melodi bir akor yazısı gibi...

Klasik Batı Müziği izleyen kişi bir süre sonra doğal olarak bir eşlik anlayışı ve kültürüne bilinçaltında ulaşır.  Rahmetli İsmet İNÖNÜ'nün klasik müzik merakı ile Atatürk'ün yanında iyi bir işlikçi olması arasındaki ilişki tesadüften de ötedir.  Batı'ya bakılırsa 'eşlik etmek' Batı toplumlarında öne çıkan bir yetenektir.

Örneğin, Barbara E. Holder ‘ın “Cognition in Flight: Understanding Cockpits as  Cognitive Systems” adlı Doktora tezinde ABD'de savaş helikopterlerinde pilot ve  copilot arasındaki ilişkiyi incelemiş.  Pilot eğitimi sırasında, helikopter  motorunun bozulduğu kabul edilip, simulator motoru durdurulur.  Pilotların  çok kısa süre içerisinde ikinci motoru devreye alması beklenir. .

 Kısa bir alıntı bu tezden: ------------------------
 An interaction analysis was developed to identify three system-level properties.  These properties are emergent interaction patterns I named coaching, dominance, and intersubjectivity. These patterns emerged from individual interactions in the system and were not produced by a single pilot. The data suggest these patterns influence system performance and flight safety.

Coaching occurs when one pilot transforms representations into statements that are supportive of a specific task of the other pilot, such as controlling the aircraft. During a coaching interaction there tends to be heavy flow of representations from the instrument panel to the copilot and then to the pilot.

A dominance interaction occurs when one pilot does everything—processes instrument representations, speaks, acts, decides, without assistance or concurrence from his partner. The other pilot tends to remain a passive partner even if he was not passive before. This pattern is often characterized by a unidirectional flow of representations centering on one pilot.

The last interaction pattern is intersubjectivity as the emergence of a shared understanding between pilots. Hutchins and Klausen (1996), documented the emergence of intersubjectivity between crewmembers flying a commercial airplane. These interactions occur when both pilots make relevant contributions in terms of speech and action to a joint activity.
--------------------------

Karışık ve büyük sistemleri yönetirken 'INTERSUBJECTIVITY' geliştirmezseniz, intersubjectivity
geliştirebilecek kafa yapısında insanlar yetiştiremezseniz toplum olarak, başarılı olma şansınız azalır.

Kültürümüzde baskınlık gereğinden çok fazladır.  Kültürümüzde çok ciddi bir 'EŞLİK YAPMA' yetersizliği
vardır.  Bunlar, LARGE SYSTEMS, COMPLEX SYSTEMS özellikleri taşıyan tüm sistemlerimizde ciddi sorunlara neden olmaktadır.

Hal böyleyken, Klasik Batı Müziği eğitimi veren ve icra eden kurumların desteklenmesi ve geliştirilmesi gerekir.  Tabii, bu kurumlarında Türk toplumuna özgü ve onun kolaylıkla benimseyebileceği sekuler ve dini eserler yaratmayı ihmal etmemeleri gerekir.  Burada rahmetli Adnan SAYGUN'un Yunus Emre Oratoryosu ile Türk kültürüne yaptığı olağanüstü katkıyı anmak zorundayım...

Friday, February 21, 2014

Anadolu İnsanının Yapamadığı


Ermenilerin hemen hemen tümünün, Türkler, Kürtler ve diğerlerinin büyük çoğunluğunun yapamadığı şey acıyı paylaşmak.  Bu Anadolu insanına özgü bir zaaf.  Öyle ki “Ateş düştüğü yeri yakar” diye bir söz bile var.

Ermeniler uğradıkları kaybın büyüklüğü ve çevreyi buna ikna etmekçabası ile yalnızca “propaganda” araçlarına başvuruyorlar.  Dikkat ediniz konu hemen hemen tüm Ermeniler acılarını anlatırken, Türk tarafına verdikleri acılara hiç değinmiyorlar.  Oysa tek bir can bile kayıp olmamalı...

Hiç kimse yaptığı kötü şeyleri hatırlamak, anmak istemiyor.  Anadolu insanı tam bir işlevsel unutkanlık içerisinde.  Bu tür unutkanlık kişinin ya da toplumun işine gelmeyen, menfaatine uymayan şeyleri tamamen unutması, belleğinden silmesi.

Kişilerin ve toplumun olgun, dengeli, tutarlı ve iyi olması kendilerini hem olumlu hem de olumsuz yönleri ile algılaması, duyması ile mümkün olur.

Acıyı paylaşınız.

Ali R+ SARAL

Friday, January 10, 2014

Yaratıcılıkta Tasarımın İşlevi - yalnız Türkçe


Bazı sanatçılar o an duydukları gibi bazıları ise önceden düşünerek  hatta yaratıcı sürecin sonuna ulaşmak için yol haritaları yaparak çalışır.

 Anlık yaratıcılık henüz tamamlanmamış eser üzerinde çalışırken tekrar tekrar başa dönüşler yapabilir.  Bazan bir iplik söküğü gibi çözülüp açılmalar olur, görece kolay ilerleyebilirsiniz ve bir hamlede hayal edebilmiş olduğunuz  bir yaratış alanına girersiniz.

 Bazan yaratıcı süreç çok yavaş ve zor ilerler ve bir duraklamaya uğrar.  Yeni bir başlangıç için bekleme süresi bir kaç günden bazı durumlarda yıllara kadar uzayabilir.

 Büyük ölçekli eser yaratımını, hatta sonatlar, oda müziği vb’de bile eserin ilerisini görmeden yönetmek zordur.  Müziksel yapı bestecinin yaratma sürecinde ilerlerken yön duygusunu korumasına yardımcı olur.

 Tasarım yaratıcının büyüklük ayarı yapmasına imkan tanır.  Örneğin, çeşitleme biçimini seçmeniz size büyüklüğü istediğiniz gibi arttırma imkanını tanıyabiliR.

 Tasarım bestecinin ağır yükünü kısımlara ayırma ve daha sonra herbir alt bölüm üzerinde dikkatini ayrı ayrı toplamasına yardımcı olur.

 Eseri oluşturan nesnel varlıkların tanımlanmasına yardımcı olur.  Bu özellik ilgili kısımların hepsi bir araya geldiğinde oluşacak göreli etkiyi gözleme imkanını verir.

 Besteci enstrüman çalıcılar ve şarkıcılarla nota üzerinden etkileşir.  Bir operadaki enstrümantasyon ve karakterlerin tasarımı onlar arasındaki etkilerşimin tasarlanmasıdır basitçe.

 Tasarım aynı zamanda, bestecinin eser için açık niyet ve görev listesi belirlemesine imkan tanır.  Besteci başlangıç anında nereye varmak istediğini bilmelidir(belirli olmayan bir yer de buna dahildir).

Bu karışık bir sanata eserinde unsurlar arasındaki koordinasyonu ve genel bütünselliği arttırır.

 Bir operada zamanlama, süre, olayların akışı; bir soyut müzik biçiminde bilginin akışı, karakterler, ortamlar... bunların hepsi tasarlanabilir.

 Tasarım yol gösterici ve işler sıkıntıya girdiğinde yol açıcı olmalıdır.  Eserin ana hatlarını belirlemelidir.  Bütün ayrıntıları belirlememelidir.  Aksi takdirde bu, yazmaya başlamadan önce, tasarım aşamasında bile kaybolmanıza yol açabilir.

 Tasarım ne kadar çok ayrıntı belirse o kadar az esnek olur.  Fakat bu tasarımın ilk doğuş anında bile hiç bir ayrıntı belirlememesi gerektiği anlamına gelmez.  Bazan olabildiğince çok yaşaması gerektiğine inandığınız basit bir numarayı geliştirmek için 12 ay uğraştığınız olabilir.

 Tasarım yaratıcının tıkanma noktalarını aşmasına yardımcı olur.  Doğanın tasarımı her canlının hücre çekirdeğinde bulunan kalıtsal maddededir.  Doğa tıkanma noktalarını yeni ve farklı kalıtsal maddeler yani farklı tasarımlar kullanarak oluşturduğu yeni türleri deneyebilecek kadar esnek olarak açmıştır.

 Tasarım güncellenebilir olmalıdır.  Değişiklik yapma eğilimi veya yapmama eğilimi yaratıcıya kalmıştır.

 Dinamik karalar muhakeme ile ya da ilham ile verilir.  Bunlar arasındaki denge artiste ve eserin karakterine göre değişir, aynı zamanda eserin ait olduğu grupsal döneme...

 Tasarım bestecinin ilham ve hayal gücüne bir model olarak hizmet eden bir ilk örnek görevini görür.  Bestecinin zihnindeki göze ileriyi görme gücü verir.

 Tasarım yaratıcı süreç üzerinde düzenleyici, yol gösterici ve kontrol edici bir etkiye sahiptir.  Aynı zamanda, yaratıcının aynı tasarımı kullanarak aynı temaya sahip eserler yaratmasına da imkan sağlar.  Rondo biçimi basit bir örnektir buna.

 Tasarım bu noktaya kadar tasvir ettiklerimden ötedir.  Ne olduğu anlatılabilir fakat tanımlanamaz.

İnanıyorum ki, ilham için bırakılmış-niyet edilmiş boşluklar ile hayal gücü için bırakılmış ustalık boşlukları bırakıldığında yaratıcı sürecin tasarım unsurunun esnekliği başarıda doruğa ulaşır.